Haftanın Kitabı’nda Ceyhan Usanmaz, Literatür Hayat’ın peş peşe yayımladığı grafik biyografilere bakıyor; Vincent van Gogh, David Hockney, Andy Warhol ve Quentin Tarantino’nun hayatlarının çizgilerle nasıl yeniden anlatıldığını inceliyor.
“Hayatımı yazsam roman olur”; insanın, başına üst üste birkaç tuhaflık geldiğinde kolayca kurabileceği cümlelerden biri bu. Her hayat eşsizdir elbette; bazı hayatların hikâyesi gerçekten de bir romandan aşağı kalmaz. Ama iş grafik romana gelince, çıta biraz yükseliyor sanki. Yaşanmışlık yetmiyor; hayatın görselliğe de hitap etmesi gerekiyor sanırım! En azından Literatür Hayat’ın peş peşe yayımladığı grafik biyografilere bakınca insan böyle düşünüyor: Vincent van Gogh, David Hockney, Andy Warhol ve Quentin Tarantino… Diğer bir deyişle ayçiçekleri ve kesik bir kulak; Los Angeles’taki yüzme havuzları ve iPad çizimleri; çorba konserveleri ve gümüş rengi peruklar; kan kırmızısı film kareleri ve sinemanın hafızasına kazınmış sahneler…

Bir dizi mantığıyla yayımlanan bu dört kitabın başlıklarında ufak bir “ayrılık” da var. Vincent: Grafik Bir Biyografi, Andy Warhol: Grafik Bir Biyografi ve Quentin Tarantino: Grafik Bir Biyografi yan yana dururken, Simon Elliott’ın diğer kitabı Hockney: Grafik Bir Hayat adını taşıyor. Kitaplar aynı kalemden de çıkmış değil ayrıca. Vincent ile Hockney’i Simon Elliott hem yazmış, hem resimlemiş. Warhol ve Tarantino kitaplarının metinleri Michele Botton’a, çizimleri ise sırasıyla Marco Maraggi ile Bernardo Santiago Acosta’ya ait. Dördünü de Türkçeye Deniz Öztok çevirmiş.

Bu kitapların aslında birkaç yüz sayfalık kapsamlı biyografilerin yerine geçmek gibi bir iddiası yok. Doğumdan ölüme bütün tarihleri eksiksiz sıralamak yerine, söz konusu kişiyi o bildiğimiz kişiye dönüştüren anların peşine düşülmüş. Grafik biyografinin asıl dikkat çekici yönünün de burada ortaya çıktığı söylenebilir; yani yalnızca hayatı “kısaltmasında” değil, ona farklı bir bakış açısı geliştirmesinde. Ayrıca bu dört biyografiye, yalnızca söz konusu isimler hakkında hiçbir şey bilmeyenler için hazırlanmış giriş kitapları gibi yaklaşmak da haksızlık olur. Warhol’un çorba konservelerini, Van Gogh’un kulağını, Hockney’nin havuzlarını ya da Tarantino’nun filmlerindeki kan miktarını zaten biliyor olabiliriz. Grafik biyografilerin katkısı ise, herkesçe bilinen bu görüntülerin arasındaki boşlukları doldurmak. Bir simgenin arkasında kalan çocuğu, başarısızlığı, karşılaşmayı, takıntıyı ve bazen de o simgeyi başkalarına ulaştıran kişiyi göstermek.

Orijinalleri Frances Lincoln tarafından yayımlanan BioGraphics dizisi, bu dört kitapla sınırlı değil. Dizide henüz Türkçede yayımlanmamış BTS ve Harry Styles biyografileri de bulunuyor. Üstelik Michele Botton’ın Audrey Hepburn’den Charles Bukowski’ye, Karl Lagerfeld’den Agatha Christie’ye uzanan başka grafik biyografileri de var. Kısacası, Literatür Hayat bu yolda bir yayın planı sürdürmek isterse, çizilecek hayat konusunda pek sıkıntı çekmeyecek gibi görünüyor!

